Ofis ahalisi alıştı artık. Kapıda bir kargocu görünce hemen bana sesleniyorlar. Yeni arkadaşlar da oldukça şaşkınlar sanırım. :)
Bu sefer posta İngiltere’ den, www.moo.com adresinden.
Aslında moo daha önce RSS sayesinde keşfettiğim bir adresti. Fakat kullanmak nasip olmamış ve zamanla unutmuştum. Bu sefer hatırlatan, tekrar keşfetmemi sağlayan wolkanca oldu.
Tüm günüm “How to…” videolarıyla geçti ve öğrendiğim tek şey, adamlar o kadar çok gevezelik yapıyorlar ki asıl konu arada kaynıyor…
Dün akşam eve geç gidince ne inline skate’leri denemeye vaktim oldu ne de videolara bakmaya…
Bugün bir kaç ufak iş için ofise gelmişken inline skite’leri de getirip salonda deneyeyim dedim. Büyük bir heyecanla ayağıma geçirdim ama sıra ayağa kalkmaya gelince… Cesaret isteyen bir işmiş anladım.
Youtube’ da neredeyse her işin onlarca “how to…” (ya da learn to…) videosu bulabiliyorsunuz. Mesele en faydalısını bulabilmekte. Bazen işi fazla iyi bilince basite indirgemek oldukça zor olsa gerek.
inline skate için de yığınla video var fakat nedense ne kadar beginner deseler de adamlar direkt kaymaya başlıyorlar. Yahu ben daha ayağa kalkamıyorum, bir dur nereye koşuyorsun öyle!
İtiraf ediyorum, eğer bunu bir arkadaşım yapmış olsa “oha” derdim kesin. Herifin yapacak başka işi kalmamış… Tabii söz konusu bensem durum biraz hafife alınabiliyor. İnsan kendine torpil geçmeyecek de kime geçecek?
Bundan neredeyse 15 sene önce(!) hefeslenmiştim. Tabii o zaman imkanlarım pek elvermedi. Daha sonra sonra askerlik sonrası sevdiğim bir arkadaşım bu hefesi alevlendirmiş fakat nedense çabucak sönmüştü tekrar. Son olarak da bundan bir kaç gün önce FF’ te Lilly Atwerk tekrar ve son kez gaza getirmiş oldu.
Bundan tam iki yıl önce bugün İstanbulda üçüncü günümdü. Bir gün önce iş başvurum kabul edilmiş ve bir gün sonra İstanbuldaki yeni işime başlamış olacaktım. İki yıl önce tam bu saatlerde kardeşimin evinde İstanbulla nasıl baş edeceğimi düşünürken, kardeşim doğacak olan ikizlerinin derdindeydi.
Çoğunu yazamamış olsam da bir çok şey yaşandı son iki yılda. Kimi güzel, kimi acı. Bir çoğu aklımın ucundan bile geçmezdi açıkcası. Keşke biraz daha ilgilenebilseydim diyorum güncemle. En azından şimdi yüküm hafiflerdi.
Tillsammans daha öncesinde izlediğim bir film aslında. Filmde o kadar çok detay var ki nasıl olduysa atlamışım, yeni keşfettim. Filmden bir kare.
Bir şekilde edinip bastırmak lazım.
Aycan sayesinde keşfettiğim bir dizi, Cougar Town. Henüz iki sezonu yayınlanmış.
Cougar Town. Sezon 2 Bölüm 2; bloglar hakkında:
İnternette bir günlük açmalı ve iğrenç cümlelerini tüm dünyayla paylaşmalısın.
İnternet günlüğü ne oluyor?
Bildiğin günlük gibi ama bunu herkes okuyor. Mesela, bir lokantanın servisini beğenmedin mi, hemen yazıyorsun ve o lokantadan bedava bir yemek kazanıyorsun.
Ama sonra, seni, yemeğine tükürmek için mi çağırdıklarını merak ediyorsun. Sen de bu merakını tekrar yazıyorsun ve onlar da sana yalakalık yapmaya başlıyorlar.
Tabii bundan öncesi de var. Nesfit’ in 14 gün kampanyası ve bu kampanyaya katılan 14 blogger hatun. Bu 14 hatunun son 14 gün içerisinde günde 3 öğün attıkları nesfit tweetleri.
Alev’ in bu tweeti Friend Feed’ e düşünce iş bir anda farklı bir yöne dönüyor: Kızılkayalar Kızları 14 Gün! Tülin Şahin kim bilmezken bir anda ekibin Tülin Şahin’ i oluyorum.
Tabii biz kendi çapımızda eğlenirken Kızılkayalar Alev’ in tweetini görüyor. Eğlencemiz bir anda artıyor: “Biz sponsor olmaya hazırız”
Bu videoların hazırlanmasıyla ilgili de bir kaç söz söylemek istiyorum.
Daha ekip kurulmamışken ekibin Tülin Şahin’i (?) olmuştum ama ne kim olduğundan ne de ekiple olan ilişkisiden haberim vardı. Meğer kampanyanın yüzü ve koçuymuş(?). Kampanyanın sitesinde de bir kaç videosu var. Yapsam mı acaba? diye düşünürken sevgili Özlem‘ de video yapmamı isteyince Aynebilim, Alev ve Özlemle birlikte bir kaç slogan uydurduk. İşten fırsat yaratıp, 5 dakikada çektik. Ezber, prova hak getire! Tekrar yapmaya vaktimiz yoktu.
Üstüne üstlük videoları da sıfır bilgimle düzenlemek zorunda kaldım. İşte çıkan sonuç. HD olarak çekilen videolar çamur gibi ve lab diye biten videolar.
Haziran adrenalinle beraber geldi. 30′ dan sonra böyle oluyor sanırım, Yaşlandıkça heyecan isteği artıyor.
Başarısız bir atlayış denemesinden sonra bu sefer gözümü yerden göklere doğru kaldırdım ve 7-8 ay önce Bostancı’ da gördüğüm G-Max‘ ı denemeye karar verdim.
G-Max, Bungee Jumping deneyimini daha heyecanlı ama daha güvenli hale getirmek isteyen Troy Griffin’ in fikri. Reverse Bungee olarak da anılan bu adrenalin deneyimini Türkiye’ ye getiren ise 2005 yılında benzeri olmayan iş hayalleri üretmek ve hayata geçirmek üzere kurulan Orijinal. Sistem gayet basit işliyor; İki kule arasında asılı koltuklar, gerdirme yöntemi ile büyük bir hızla (2 saniyede 200 kilometre sürat) yukarı fırlıyor ve katılımcılar 5 G kuvvetiyle inanılmaz dakikalar yaşıyorlar. G-Max’ in yarattığı adrenalin tecrübesi bir roketin fırlatılışında astronotların hissettiklerine eşdeğer.(*)Yani daha ne olduğunu anlayamadan bir anda kendinizi yerden yaklaşık 65 metre yukarda buluyorsunuz. Bir süre asılı kaldıktan sonra aynı hızla yere doğru düşüşe geçiyorsunuz. Read the rest of this entry »
“fear is temporary, regret is forever.”
Keşke buradan size şöyle heyecanlı bir yazıyla seslenebilseydim. Fakat sadece pişmanlık var…
Sedat' ın atlayışından bir kare.
Herşey Grupanya’ nın kampanyasıyla başladı. Gelen Kutusunda gördüğümde pek önemsememiştim fakat konu Friendfeed’ te tartışılmaya başlayınca gaza geldim. Yorumlardan da belli zaten nasıl gaza geldiğim. Eh ne de olsa benim gibi ilk defa atlayacak kişilerle beraber gidecektik. Tabii olmadı. Sedat’ a cumartesi randevu vermişler, bana pazar günü uygundu…
Friendfeed’ teki yorumlarda da yazdığım gibi fekalet bir yükseklik korkum var benim. Üst geçitlerden bile koşar adım geçerim. Bakamam aşağı. Sadece aşağı bakamasam iyi, yüksek binalara da bakamıyorum. Özellikle pencereden ya da balkondan sarkan biri varsa. Hele şu yüksek binaların camlarını silenlere hayranım. Sırf bu işi yapmaya cesaret ettikleri için bile ücret almalılar. Read the rest of this entry »