Kitaplarla ilgili hayal meyal hatırladığım ilk şey kitapçıdan aldığım kitabı kanepeye uzanıp bir iki saat içinde bitirmem ve annemin bundan pek hoşnut kalmaması. İsmini hatırladığım ilk kitap ise Siyah İnci.

Siyah İnci – Anna Sewell

Aslında yazmaya başlamadan önce kafamda bambaşka şeyler vardı . Yazının ana fikri “Kitap Tutkusu” olacaktı. Yazıyı biraz daha zenginleştirmek ve konuyu “ben” bağlamından çıkarmak için gugıllayınca işin rengi epey bi değişti…

Daha önce paylaştığım bir terimdi Tsundoku. Yıllar içinde terim kendisine Türkçe’ de epey bir yer bulmuş. Anlamı da genişleyip biraz daha fazla şey ifade eder olmuş. Peki bu benim hoşuma gitti mi? Tabii ki hayır!

Epeyce kişi tarafından yazılmış, çizilmiş. Fakat gördüğüm kadarıyla konu çoğunlukla Bibliyomaniyle karıştırılmış. Birbirine yakın olmakla beraber farklı şekilde değerlendirilmeliler. Bu konuda en güzel açıklama Medikalpark’ ın sitesinde yer alıyor.

İki kelimenin benzer anlamları olsa da farkları vardır. Bibliomania okuma niyeti olmadan kitapları satın alıp istifleme durumunu anlatırken, tsundoku hastalığında kişi kitapları okuma niyeti ile alır; fakat bir türlü eyleme geçemediği için okumadan biriktirir. Bibliomania hastaları okumadığı kitaplar ile ilgili herhangi bir şey hissetmezken, tsundoku hastalarında yoğun suçluluk duyguları vardır. Bibliomaniada kişi aldığı kitapları başkalarına göstermekten keyif alır ve sosyal medyada sık sık paylaşır. Tsundokuda ise kişi kitaplarını sergilemekten ziyade iyi bir okuyucu olduğunun bilinmesini ister.

Uzm. Dr. Fatma Yıldırım

Peki Nedir Tsundoku ve Bibliyomani?

Bir Latince, bir de Japonca nedense bana her zaman büyülü gelmiştir, tıpkı Elfçe gibi… Tsundoku, Meiji döneminde (1868-1912) Japon argosu olarak ortaya çıkmış. “tsunde-oku” (bir şeyleri daha sonra kullanmak maksadıyla biriktirmek ve istiflemek) ve “dokusho” (kitap okumak) kelimelerinin birleşmesiyle oluşturulmuş… (1)

Tsundoku

Buyrun diğer birleşik kelimemiz, Bibliyomani; ilk kez 1809 yılında, İngiliz Dr. John Ferriar tarafından, Richard Heber ’e ithafen yazdığı şiirin adıdır(2). Yunanca “biblion” (kitap) ve Latince “mania”(hastalık) sözcüklerinin birleşimiyle ortaya çıkmış ve aşırı kitap düşkünlüğü olarak tanımlanır(3).

İstifçilik

Konu bir şekilde hep istifçiliğe dokunuyor, peki nedir bu istifçilik?

Dispozofobi, kompulsif biriktirme hastalığı, istifçilik de denilen bu sorun, değersiz, sağlıksız, kullanılmayan tüm eşyaların biriktirilmesi ve atılamaması durumuna denir. Tutumlu olmak, bazı eşyaları ileride lazım olabilir düşüncesi ile saklamak biriktirme hastalığı değildir. (4)

Medikal akademi

Biraz daha açarsak;

İstifçiler, bir şeylere sahip olma, biriktirme ve onlardan ayrılma düşüncesinde zihinsel ıstırap yaşama konusunda kontrol edilemez bir dürtüye sahip olan bireylerdir. 2013 yılına kadar, psikiyatri dünyası istifleme bozukluğunun obsesif-kompulsif bozukluğun bir versiyonu veya OKB olduğunu düşünüyordu. Ancak insanların beyinleri hakkındaki yeni araştırmalar bunu değiştirdi.(5)

Ayşe nUR bALLİ

Özetle diyebiliriz ki, her istifleyene de istifçi demek hata olur. İstifliyorsa var bir sebebi. :)(6)(7)

balance blur boulder close up
İstifçi – Pixabay, Pexels.com

Ben neden buralara geldim?

İlk kitabımı edinmemin üzerinden neredeyse 38 yıl geçmiş. (Çeyrek asırdan fazla. Böyle söyleyince daha bi havalı oldu değil mi? Kendimi daha yaşlı hissettim:) ) İlk kitaplığımı kurmamın üzerinden de 21 yıl. Yani hayatımın ilk 17 yılına ait hiç kitabım yok. İstesem de olma ihtimali zaten oldukça düşük. Çocukluğumun ve gençliğimin geçtiği ilçe her ne kadar okur-yazar oranı yüksek bir ilçe olsa da maalesef kitap konusunda fakir bir ilçeydi. İlçenin tek kütüphanesi birçoğumuz için vaha görevi üstleniyordu. Benim de üniversiteye kadar ikinci adresimdi.

Üniversitede de değişen pek birşey olmadı. Üyesi olduğum iki kütüphane kitap konusunda ihtiyaçlarımı fazlasıyla karşılıyordu. 2 kütüphane haftada 6 kitap. Üniversitede edindiğim tek kitap Orhan Veli – Bütün Eserleri (Adam Yayınları) ev arkadaşımın hediyesiydi. (tamam gaspetmiş de olabilirim, o kısım biraz bulanık)

Velhasıl 2000 senesine kadar edindiğim tüm kitapları hep dağıttım. (Ya da kaptırdım. Kim ödünç aldığı kitabı geri getiriyor ki?) 2000 senesi bir nevi aydınlanma yaşadığım yıldı. Yerleşik bir hayatım ve düzenli bir gelirim vardı. İnternet üzerinden alışveriş artık mümkündü ve aradığım kitaplara rahatça ulaşabiliyordum. Çevremde eskiye oranla daha fazla bibliyofil vardı ve benim de patatesten hallice bir hafızam. Böyle olunca da yeni yeni edindiğim kitapları düzenleme, referans göstermek ya da paylaşmak istediğimde rahatça görüp alabileceğim bir düzene ihtiyacım oldu. Böylece çocukuluğumun bir parçası olan kanepeler ilk kitaplığım oldu.

İkinci aydınlanmayı da 2010 senesinde İstanbul’ a taşınınca yaşadım. İlk defa bir sahafa gitmiyordum ama ilk defa bir sahafta daha önce okuduğum bir kitaba denk gelmiştim ve kitap hakkında isminden ve okumuş olduğumdan başka hiçbir kayıt yoktu!

O zamandan beri daha önce okuduğum kitaplar denk geldikçe sahaflardan bu kitapları topluyorum. Evet %80′ i (tamam tamam daha da fazlası) okunmadan kitaplıkta beni bekliyor. Fakat ben okumasam da bir başkasının okumasına engel değil bu. Bugün ya da yarın. kim bilir?..

Evet, sizce ben hangi kategorideyim?