H. G. Wells, eserleri defalarca sinemaya ve televizyona uyarlanmış bir yazar. Sayısız eseri sinemaya ve televizyona uyarlanmış. Fakat bunlardan sadece biri radyoya, televizyona sinemaya ve hatta müzikale çevrilmiştir. Evet, “The War of the Worlds“. Türkçe adıyla Dünyalar Savaşı. Yazımız radyo oyununu ve müzikali kapsamıyor ama onları anmadan da bu yazıya başlamak olmazdı. Özellikle radyo oyunu eserin tarihinde önemli bir yere sahip.
Gelelim asıl konumuza. 2019′ da iki farklı kanal tarafından aynı anda televizyona uyarlanması beni bu yazıyı yazmaya itti. Tabii İngilizcem el vermediği için Türkçe altyazılı sürümlerini temin edebildiğim ölçüde… Bu nedenle BBC sürümü pek fazla ilgi çekmediğinden olsa gerek, altyazısını bulup izlemem aylar sonra anca gerçekleşebildi.
2005 yapımı iki War of the Worlds filmlerinden birinin yapım şirketi olan Asylum Şirketi ise yeni bir terimle (Mockbuster) tanışmama sebep olan oldu…
Sinema Uyarlamaları
Georges Méliès’ ın, 1896 sonbaharında Paris’te opera meydanında çekim yaparken tesadüfen bulduğu teknikle bugünkü sinemanın temellerini attığını varsayarsak, 1901′ de yayınlanan The First Men in the Moon adlı eseri de 1902′ de yine Méliès tarafından çekilen “A Trip to the Moon” ile sinemaya uyarlanmış ilk roman oluyor…
O günden bugüne Zaman Makinası’ ndan Görünmez Adam’ a birçok roman ve hikayesi sinemaya uyarlanmasına rağmen Dünyalar Savaşı 50 yıl boyunca sırasını beklemek zorunda kalıyor.
Fakat yine de yazarın en ünlü eserlerinden biri. Bu ünü de Orson Welles’ in radyo oyunu uyarlamasına borçlu.
The War of The Worlds (1953)

Kadro
1953 yapımı The War of The Worlds filminin başrol erkek oyuncusu Gene Berry Imdb’ ye bakılırsa sinemada henüz yıldızı yeni parlayan bir dizi oyuncusu. Kadın başrol oyuncusu Ann Robinson‘ ın da ondan pek farklı değil gibi. Bu nedenle olsa gerek oyunculuklarının filmde pek parladığını söyleyemem. Hatta bir çok sahne oldukça tiyatrovari geldi bana. Yönetmen Byron Haskin‘ in bunda bir payı olduğunu düşünmüyorum, önceki ve sonraki yapımları bana göre daha başarılı.
Filmin görsel efektleri de yılına göre fena sayılmaz. Hele ki günümüzde bilgisayar ortamında yapılan bir çok efektin maketler ve kostümlerle halledildiğini düşünürsek. İsterseniz Youtube’ da 2005 yapımı bir belgeselde yapım süreci ve görsel efektler hakkında bilgiler mevcut.
Hikaye konusunda romana ne kadar sadık kalındığını bilmiyorum. Maalesef haftalardır(*) kitap okunmak için çalışma masamda bekliyor. Olur da başlayıp bitirebilirsem ayrıca bir yazıda aktarır buraya da not düşerim.
Konu
Hikaye Güney Kaliforniya’ da küçük bir kasabada başlıyor. Kasaba yakınlarına düşen bir meteor kasabada büyük bir heyecan yaratıyor. Meteor üzerinden zenginlik hayalleri kurmaya başlamaları çok da uzun sürmüyor. Filmin esas kızı Sylvia Van Buren (Ann Robinson) peder dayısıyla beraber yaşamaktadır ve mürekkep yalamış bir hatun olarak hemen ünlü bir bilim adamı olan Dr. Clayton Forrester (Gene Berry)’ a ulaşarak düşen meteordan haberdar eder.
Düşen meteorun aslında meteor olmadığı(?), dünyayı işgale gelmiş Marslılar oldukları kısa zamanda anlaşılır. Maalesef esas kızımızın peder dayısı ilk ölenlerden biri olduğu için esas oğlumuza zimmetlenir ve Film boyunca birlikte neredeyse tüm Amerika’ yı dolaşırlar.

Filmde uzaylıları hilal şeklinde dron benzeri uzay araçlarıyla görüyoruz. Enteresan bir şekilde, şekilleri değişmese de boyutları değişmektedir ve etrafa lazerlerle saldıran bu nesnelere hiç bir silah etki etmemektedir. Atom Bombası bile…
Ayrıca teleskopa benzeyen uzantıları da bir yılan gibi metrelerce uzayabilmektedir. Esas oğlanın esas kızı koruması gerektiği bir anda bu uzantının başını kesince de ortalıkta dolaşıp duran bu uçan nesnelerin aslında birer cyborg oldukları ortaya çıkar.
Kesik başla beraber oradan oraya savrulup en sonunda laboratuvarına ve çalışma arkadaşlarına kavuşan Dr. Forrester hiç vakit kaybetmeden diğer bilim insanlarıyla beraber düşmanı alt edecek bir yol arayışına girer. Fakat aksiyon bitmemiştir ve düşman artık burunlarının dibine kadar gelmiştir. Bir kez daha yollara düşme vakti gelmiştir.
Bu son yolculuk esas kızımızı esas oğlandan ayrı düşürür ve kaosun ortasında insanlığın gerçek yüzü gün ışığına çıkmışken esas oğlan esas kızı arama sürecine girer. Elbette nerede arayacağını iyi bilmektedir. Ne de olsa bu kısa sürede birbirlerini yakından tanıma fırsatı bulmuşlardır.
Filmin sonu beklenmedik bir şekilde çok hızlı bir şekilde gelişir. Esas oğlan esas kızı bulur ve manasız bir şekilde Marslı düşmanlarımızın uzay gemileri gökten yaprak gibi patır patır dökülmeye başlar. Film boyunca bizi yalnız bırakmayan dış ses sayesinde gerçeği öğreniriz…
THE END
War of the Worlds (2005)

Spielberg’ in yönetmenliğini üstlendiği Tom Cruise’ un baş rolünü kaptığı bu yapımda ana hikayeden biraz sapmalar var. Öncelikle Marslılarımız uzaydan değil, yerin altından geliyorlar. Meğer insanlık daha yeryüzünde hakimiyetini kurmamışken ne olur ne olmaz diyerek silahlarını toprak altına gömüp uygun koşulların oluşmasını beklemişler…
Kişisel görüşüm “Battlefield Earth” filminde başrolü dindaşı John Travolta’ ya kaptıran Tom Cruise’ un uzaylı işgali denilince ilk akla gelen yapıt olan war of the world’s senaryosunu Spielberg’ e sunarak egosunu tatmin etmeye çalıştığı. Hem böylece dünyayı yok eden adam olmaktansa “Dünyayı Kurtaran Adam” olma imkanı yakalamış olacaktı… (Buraya döneceğiz.)
Filmin Spielberg için de ayrı bir yeri var. Kendisi daha önce Jeff Wayne ile görüşerek müzikali sinemaya aktarmak istemiş fakat maalesef bu gerçekleşememiş… Kısmet.
Kadro
İlk yapımda olduğu gibi filmin yine bir anlatıcısı, dış sesi var; Morgan Freeman. Onsuz bilimkurgu filmi yapılmıyor zaten Hollywood’ ta. Film boyunca ulaşılmaya çalışılan annemizi (Mary Ann) Miranda Otto canlandırıyor. Filmden sonra kariyerine daha çok dizilerde devam etse de her LoTR fanı Eowyn denildiğinde hatırlar kendisini. Justin Chatwin (Robbie) ki bu filmde henüz asi bir ergen olmasına rağmen biz onu muhtemelen en çok Shameless’ teki rolüyle (Steve/Jimmy) tanıyoruz. Bana göre Tom Cruise’ dan sıkça rol kapan Dakota Fanning (Rachel) birçok filmden irili ufaklı rolden aklımızda. Yul Vazquez, Lenny Venito ve Tim Robbins’ de ufak rollerle filmde yer almakta.
Spielberg, 1953 yapımı filmde başrolde izlediğimiz Ann Robinson ve Gene Barry’ ye de büyükanne-büyükbaba rollerini vererek ilk filme bir selam yollamak istemiş.
Konu
Ray Ferrier New Jersey’ de yaşayan bir rıhtım işçisidir. Boşandığı eşi Mary Ann haftasonu için çocukları Rachel ve Robbie ‘yi ona bırakır. Sorumsuz ve çocuklarına yabancı bir baba. Tam da bir bilimkurguda aradığımız şeyler değil mi? Hızımızı kesmiyoruz, daha çocuklarla nasıl baş edeceğini çözememişken evin asi oğlu arabayı kaçırıp çoktan toz olmuştur bile.
Bütün bunlar yetmiyor gibi bir anda bastıran garip bir fırtına ortalığı birbirine katmaya başlamış şehrin bir çok yerine yıldırımlar düşmeye başlamıştır. Fırtınayla beraber tüm elektrikler gider. Elektronik aygıtlar çalışmaz olur. Mekanik saatler bile. Kaos üstüne kaos…
Arabasının peşinden caddeye çıkan Ray bu sefer de yer sarsıntıları be çatlayan asfaltlarda buluyor kendisini. Sarsıntılara kilise bile dayanamıyor ve ortasından ikiye ayrılıyor. Tam da yıkılan kilisenin önünde açılan çukurdan devasa bir robotun çıkmasıyla kovalamacamız başlıyor. Evet resmen robot Ray’ ı New Jersey’ in sokaklarında kovalıyor.



Oradan oraya savrulan arabalar, patlayan evler ve yanan ağaçlar… Her nasılsa bir köşe başında kenara saklanmayı akıl adan Ray sonunda robotu atlatıyor. Eve varıp da ilk şoku atlatınca yapması gereken ilk işin çocukları annelerine götürmek olduğuna karar veriyor ve yollara düşüyorlar. Tabii ufak bir sorun var. anne Boston’da!

Eh, o kadar yol yaya gidilmez, şehirdeki çalışan tek arabayı eliyle koymuş gibi bulup “ödünç” alıyor.
Hikayenin yol kısmı bol bol kaos, bol bol Amerikan vatan severliği ve bol bol asloında hepimiz özümüzde vahşiyiz ile geçiyor. Robie’ nin ısrarla savaşa katılma isteği ve en sonunda Ray’ nin bir yerde Robie ile Rachel arasında seçim yapmak zorunda kalması ve Rachel ile birlikte yola devam edip oğlunun gitmesine izin vermesi filmin en dramatik sahnelerinden biri olmuş.
Bence filmin en güzel sahneleri Harlan Ogilvy (Tom Robbins) sahneleri. Aynı zamanda istilacı marslıları canlı kanlı gördüğümüz sahneler de aynı zamana denk geliyor. İlk filme ve sanırım ana konuya da en yakın olduğumuz sahneler bunlar sanırım.
Sanırım orjinal hikayeye en yakın olan bölümlerden diğeri de Ray’ in Rachel’ in peşinden esir düşerek tripotu el bomablarıyla “içeriden” yok ettiği sahne. Bu sahneden sonra da zaten filmin sonu geliyor. Boston’ a varan kahramanlarımız şehre girdikten kısa bir süre sonra her yeri kaplamış olan kırmızı bitkilerin solup toza dönmeye başladıklarını farkediyorlar. Akabinde de tripotlara “birşeyler” olduğunu anlıyorlar.
İşte tam burada “Dünyayı Kurtaran Adam” devreye giriyor… Kuşların tripotların üzerine rahatça konabildiğini gören Ray askerlere;
-kahrolası kuşlara bak!..
-Duyamıyorum?..
-Kalkanları yok!..
Ve… Bum!.. Trip alaşağı ediliyor.
Böylece hikayemizin sonuna geliyoruz. Ray, kucağında kızıyla eski eşinin kapısının önünde beliriyor. Muhtemelen umudunu çoktan yitirmiş olan Mary Ann görünüyor önce. Sonra ilk filmin başrol oyuncuları bu sefer büyük anne ve büyük baba olarak çıkıyorlar karşımıza. Ardından göz yaşlarımız fora… Robbie yavaş yavaş alıyor son sahneyi.
Başladığımız gibi anlatıcı ses (Morgan Freeman) ile finale geliyoruz. Gayet kaderci bir yaklaşımla konu Tanrı’ ya bağlanıyor.
… çünki insanlar boşu boşuna yaşamaz ve ölmez…
War of the Worlds (2005)
Tom Cruise’ un Paramount Pictures yapımı filmde ne kadar emeği geçmiş olursa olsun, filmin ” Tom Cruise’ un War of The World’ ü” denilmesinin en büyük sebebi elbette The Asylum yapımı olan ve aynı yılda tezgahlara düşen War of The Worlds.
Maalesef filmin altyazısını bulamadım. Hatta Youtube üzerinden izledim. Arzu eden arayıp rahatça bulur. Otomatik oluşturulan Türkçe altyazı da hiç tatmin edici değildi açıkçası.
War of the Worlds 2 (2007)
Evet, bu filmi de internette bulup izlemek mümkün olmadı. Belki birgün nasip olur.
War of the Worlds: Goliath (2012)
War of the Worlds: The Attack (2023)
Filmi izlemedim( henüz) fakat IMDb’deki ilginç bilgiler (trivia) kısmında şöyle bir detay var; “Dünyaların Savaşı’nın H.G. Wells’in romanında bahsedilen gerçek Horsell Common ‘da ve kitapta bahsedilen kum çukurunda çekilen tek uyarlama.”
Horsell Common, İngiltere’nin Surrey kontluğundaki Woking kasabası yakınlarında bulunan geniş bir kamu arazisidir (fundalık ve ormanlık alan).
Neden Bu Kadar Önemli?
H.G. Wells, 1898’de yazdığı Dünyalar Savaşı romanında Marslıların silindir şeklindeki araçlarının Dünya’ya düştüğü ilk yeri tam olarak burası, yani Horsell Common olarak belirlemiştir.
Romanın hayranları ve tarihçiler için burası “istilanın başladığı yer” olarak kutsal bir öneme sahiptir:
- Horsell Common: Gerçek hayatta var olan, halka açık doğal bir alan. Romanda ilk silindir buraya düşer ve çevresindeki fundalığı yakar.
- The Sandpit (Kum Çukuru): Horsell Common içinde bulunan gerçek bir kum ocağıdır. Romanda Marslıların aracı tam olarak bu kum çukurunun içine düşer. Kasaba halkı ilk başta ne olduğunu anlamak için bu çukurun etrafına toplanır.
Ayrıca film telif sorunlarından dolayı bugüne kadar çekilmiş olan tek İngiliz yapımı film.
War of the Worlds (2025)
Covid Pandemisi zamanında çekilip 5 yıl sonra vizyona girebilmiş olan bu film hakkında söylenebilecek çok güzel şeyler olabilecekken ortaya çıkan yapım o kadar vasat altı ki insanın söylecek hiç birşeyi kalmıyor.
Rubber gibi bir filmi bile oturup izleyen ben, bu filmi sırf bu yazı için izlemek zorunda kaldım. Siz yapmayın…
Dizi Uyarlamaları
War of the Worlds (1988-1990)
Amerika-Kanada ortak yapımı olan bu 3 sezonluk dizi, 1953 yapımı Amerikan yapımı filmin devamı nitetliğinde. Maalesef diziyi temin edip izleyemedim…
The War of the Worlds (2019)
Benim en sevdiğim yapım bu diyebilirim sanırım. Hem güzel bir uyarlama olmuş, hem de dönemi yansıtan bir dizi. Ayrıca İngiliz yapımı olan ilk uyarlama. Aynı yıl çıkan ve 3 sezon süren diziyi saymazsak -ki o İngiliz/Fransız yapımı-
War of the Worlds (2019-2021 )
İngiliz-Fransız ortak yapımı 3 sezonluk dizi. Bu dizi için uyarlama demek ne kadar doğru bilemiyorum (Tıpkı Tom Crouse’ un filmindeki gibi). Temel bakteri/virüs konseptini alıp başka bir yere taşımışlar. Yapım olarak kesinlikle izlemenizi tavsiye ederim. Fakat bir War of the Worlds uyarlaması olarak değil de, bilimkurgu/drama dizisi olarak izleyin.
Kronolojik olarak yapımlar
| Yıl | Yapım Adı | Tür | Ülke | Zaman | Temel Farkı ve Tripod Durumu |
| 1953 | The War of the Worlds | Sinema | ABD | Günümüz (50’ler) | Uçan Daireler: Ayakları yok, manyetik kalkanlı uçan gemiler. |
| 1988 | War of the Worlds (1. Sezon) | Dizi | ABD/Kanada | Günümüz (80’ler) | Beden Hırsızları: Uzaylılar insan vücuduna giriyor (Makineler nadir). |
| 2005 | War of the Worlds (Spielberg) | Sinema | ABD | Günümüz | Modern Tripod: Devasa, ses dalgalı ve kalkanlı üç ayaklılar. |
| 2005 | H.G. Wells’ War of the Worlds (Asylum) | Sinema | ABD | Günümüz | Yengeç Tripodlar: Altı bacaklıya yakın, organik ve düşük CGI makineler. |
| 2007/08 | War of the Worlds 2: The Next Wave (Asylum) | Sinema | ABD | Günümüz | Karşı Saldırı: İnsanlar Marslı ana gemisine sızıyor (Makineler ilk filmle aynı). |
| 2012 | War of the Worlds: Goliath | Animasyon | Mal/ABD | Alternatif Tarih (1914) | Steampunk Karşı Saldırı: İnsan yapımı tripodlar vs. Marslı tripodları. |
| 2019 | The War of the Worlds (BBC) | Mini Dizi | İngiltere | Edward Dönemi (1900’ler) | Viktorya Estetiği: Klasik kitaba sadık, mekanik ve kaba tripodlar. |
| 2019-22 | War of the Worlds (Fox/Canal+) | Dizi | İng/Fra | Günümüz | Robot Köpekler: “Boston Dynamics” tarzı avcı mekanikler (Tripod yok). |
| 2023 | The Attack | Sinema | İngiltere | Günümüz | Orijinal Lokasyon: Düşük bütçeli bağımsız sadakat (Horsell Common’da çekildi). |
| 2025 | War of the Worlds | Sinema | İngiltere | Günümüz | Modern Bağımsız: En güncel (ve muhtemelen en düşük bütçeli) yorum. |

Bir yanıt yazın