İlk ne zaman rakının tadına baktım hatırlamıyorum ama ilk ne zaman içtim gayet net şekilde aklımda…

O zamanlar şimdiki gibi boy boy ve marka marka rakılar yoktu. Boncuklu şişeler kimsenin aklına gelmemişti sanırım. Rakı deyince sadece Yeni Rakı vardı ve o da çevir aç kapaktı. Rakı ya büyük ya da ufaktı. Gerektiğinde kapağı çevirip açıyor ve kapağa döktüğüm iki yudum rakıyı bi dikişte içebiliyordun. Ben de öyle yatım. Kapağı çevirip açtım, kapağa doldurdum ve.. şat!

Gün batımında cam kenarında demlenmek

Liseye yeni başlamıştım. Babam içkiyi bırakmış, annem de son aldığı ufak rakıyı benim yatağın altına saklamıştı.

O zamanlar yaşadığımız ev kagirdi ve iki katlıydı. Evin tadilat zamanı babaneme kızan babam içerideki merdiveni iptal edip evi iki ayrı kata ayırmıştı. Bu yüzden alt kataa inmek için sokaktan dolaşmak gerekiyordu. Ayrıca zemin ahşaptı ve üst katta biri dolaştığında alt kattakilerin haberi oluyordu.

Sol altta yer alan bir dişim çürümüştü ve olur olmaz saatlerde ağrımayı fena halde huy edinmişti.

Yine bir gece vakti beni uykumdan uyandırmış ve ağrısıya beni yatağın içinde dört döndürüyordu. Kalkıp lavaboya gitsem alt katta yatan annemlerin haberi olacaktı. Bişey yapmazsam sabaha kadar kıvranmaya devam edecektim. Sonra nasıl olduysa aklıma yatağın altındaki şişe geldi. Neden olmasındı? Zorda kalınca kolonya basmıyor muyduk? Sonuçta o da alkol, bu da!..

Yataktan hiç kalkmadan aşağı uzanıp uzun boyun avantajıyla ufaklığı boynundan yakaladığım gibi çektim yanıma.

Dedim ya, o zamanlar boncuk falan yok şişelerde. Kapağı çevirdiğin gibi pıt diye açılıveriyor şişe. Kadeh falan aramana da gerek yok. Doldur kapağı dik kafana. Biraz ağzında çalkala ve tükür… Tükür de nereye? Kalkabilsem zaten lavaboya giderdim. Uzanıp camı açsam, cam sesi de gider aşağıya. Eh, dedim. Sonuçta kolonya değil ya bu. İçen kadeh kadeh içiyor. yutuverdim.

Ama o gece ne güzel uyumuşum. Alışık olmayınca tek kapak bile yetmiş küçük bünyeye. Mışıl mışıl uyumuş sabaha kadar.

Sonraki birkaç gece ve ilerleyen zamanlarda kimsenin de aklına gelmeyince dişim ağrıdıkça ben devam ettim, kapak kapak rakıdan içmeye. hiç ağzımı çalkalamakla da uğraşmıyorum. dolduruyorum kapağı sonra direkt şat. Ne kadar sürdü şimdi hatırlamıyorum ama ben o şişeyi tek başıma, dişimi bahane ederek içtim.

Lise yılları arkadaş ortamı, arada bira içtiğimiz oldu elbet. Hiç bir zaman biranın tadını sevmedim, sevemedim. Ben her zaman başka bir içkinin içicisi idim…

Fakat rakının yeri hiç bir zaman başladığım zamanki gibi olmadı. Rakı içmek bir adap meselesiydi ve öyle aceleye gelmezdi. Rakının bir yeri ve zamanı vardı. Bi kere rakı içeceksen masa kurulmalı, en azından yanına bir eşlikçi lazımdı. Sonra öyle herkesle de rakı içilmezdi. İçeceksen usul bilen biri olmalıydı. Biz babamızdan böyle görmüştü ve böyle de devam edecekti…

Evet, bu akşam eve gelirken canım bira çekti. Artık birayla olan münasebetim eskisi gibi değil. Hala sevmesem de akşamları eve gelince iki bira bazen iyi gidiyor.

Bu akşam eve gelirken canım bira çekti ve bakkala uğrayıp iki bira alıp öyle geldim eve. Biri yemek öncesi gitti, diğeri yemek yancısı. Fakat n’olduysa canım devam etmek istedi ve dediğim gibi rakı öyle ha deyince içilmezdi. Birayla başladıysak bira ila devam edilmeliydi. Gel gör ki bakkal çoktan kapanmış, marketin de kapanmasına 16 dakika vardı…

RUN ÇEKİRGE, RUNNNN!

Markete gitmem, dörtlüyü kapmam, kasadan geçirip ödemesini halletmem ve eve dönmem sadece 15 dakika. Kılçıksız. Net… Tüm bunları neden mi yazdım?. Bilmem. Evde rakı varken bi koşu gidip bira almaya gitmem ve kapanmadan eve dönmüş olmam birilerine anlatma isteği uyandırdı. Yoksa, sarhoş falan değilim ben!…